| ÇANAKKALE |
|
|
|
|
Gökçeada ve Bozcaada, Truva ve Assos Antik Kentleri, Gelibolu Şehitler Milli Parkı, Adatepe ve Çetmi (Yeşilyurt ) 1.Bozca Ada
Bozcaada adının kökeni: ![]() Adaya ne zamandan itibaren Bozcaada denilmeye başlandığı bilinmemektedir. Ama adaya ilk defa bu adın Türk denizciler tarafından söylendiği sanılmaktadır. Latin Dili ve Edebiyatı ile Yunan Dili ve Edebiyatı iç içe iki ana bilim dalıdır ve Klasik filoloji olarak bilinmektedir. Latince'nin günümüzdeki önemi bilim dalı olmasıdır; bu nedenle batı dillerinin ve yazınlarının yanı sıra Eskiçağ ve Ortaçağ Tarihi, felsefe tarihi, epigrafi, tiyatro tarihi, Roma Hukuku gibi bir çok alanda, ayrıca Osmanlı arşivlerinde bulunan Latince yazılmış belgeler üzerinde bilimsel araştırma yapmak için gereklidir. Türkçe, diğer Türk dilleriyle birlikte Altay dil ailesinin bir kolunu oluşturur. Bu ailenin diğer üyeleri Moğolca, Mançu-Tunguzca ve Korecedir. Japoncanın Altay dil ailesinin bir üyesi olup olmadığı konusu tartışılmaktadır. Piri Reis eserinde, adanın en yüksek sivri bir boz tepesi - bu gün Göztepe denmektedir- olduğunu, onun üzerinden denizin 40 mil mesafesinin kontrol edilebildiğini, aynı şekilde denizden de o mesafe içinde gemilerin, adanın alâmeti olan boz tepeyi fark edebildiklerini ifade etmektedir ki ilk defa Türk denizcileri tarafından bu sebeple Boz Ada veya Bozcaada dendiğinin bir ifadesidir. Adaya karşıdan bakıldığında boz bir şekildedir. Bu sebepten Türkler tarafından adaya Boz-ada denilmiştir. Ada karşıdan bir bohçayı andırdığı için Bohçaada denildiği de olmuştur. Ege adaları hakkında küçük bir eser yazmış olan Ber. Randolph buraya Türklerin Boş adası dediklerini beyan etmektedir ki kanaatimizce Bozcaada veya Bozada isminin yanlış anlaşılmasından ileri gelebilir. Bozcaada ismi ile ilgili bir diğer noktada ismin Bohçaada şeklinde de kullanılmış olduğunun tespitine dairdir. Adadaki Alaybey Câmii haziresinde bulunan Hicrî 1250 ve 1272 tarihli iki mezar kitâbesi ile Aburga Ahmed Dede mezarlığında bulunan diğer bir mezar kitâbesi üzerinde ada ismi Bohçaada şeklinde geçmektedir. İlk nazar- da kitâbeyi yapan sanatkârın hatasının diğer iki kitâbede de tekrarı gibi bir kanaat uyandırmakta ise de XVIII. Yüzyıl yazarlarından İnciciyan'ın da adaya halk dilinde Bohçaada dendiğini ifade etmesi bu kanaati bertaraf etmekte ve gerçekte de bir devirde halk dilinde Bohçaada isminin Bozcaada ile beraber kullanıldığını anlatmaktadır Adanın adı 1804 yılında İnciciyan tarafından yazılan ve Venedik' de bastırılan Dört Kıta Coğrafyası adlı eserde Bohçaada olarak geçmektedir. Bu eserden yola çıkarak Türkler ilk dönemlerde Bohçaada adını kullanmışlardır ve bu ad zaman içinde değişip Bozcaada adını almıştır. Türklere kadar Bozcaada' nın tarihi: Bozcaada'ya ilk yerleşenlerin olduğu sanılmaktadır. Bunların Aka' ların bir kolu olduğu tahmin edilmektedir. Aka' lar M.Ö.2000 yıllarında Asya' dan göç etmişlerdir. Kuzey İtalya ve Yunanistan civarına yerleşmişlerdir. Daha sonra bu bölgelere yeni göçler olmuştur. Aka' larda bölgeden daha farklı yerlere dağılmışlardır işte bunların bir bölümü de Bozcaada' ya yerleşmiştir. Aka' lar yada Pelazziler savaşçı olmalarının yanında tüccar bir toplumdu. Ayrıca gemicilikte ileri gitmişlerdir. Bu sayede adada ticaret yapmaya başlamışlardır. Bu dönemde tarihte İlyada destanında yer alan Truva savaşı meydana gelmiştir. Bu savaşın Aka' ların Truva' ya saldırmasıyla başladığı söylenmektedir. Bu savaşta Aka' lılar tahta at hilesine başvurmuşlardır. Ve kendi donanmalarını Bozcaada' nın güneyinde saklamışlardır. Yaptıkları hile ve sonrasındaki başarılı hücumla savaşı kazanmışlardır. Daha sonra bölgeye göçler devam etmiş ve tüm bölgede olduğu gibi adada karanlık çağ başlamıştır. Bu dönemden sonra Fenikelilerin adaya koloni kurdukları ve bu yolla ticaret yaptıkları bilinmektedir. Bundan sonra adaya M.Ö. 750-550 yıllarında Yunanlılar ve Atinalılar hakim olmuşlardır. Bu dönem hakkındaki bilgilerimiz çok azdır. Atina-Pers savaşlarından sonra ada Pers istilasına uğramıştır. Persler adada büyük bir kıyım yapmışlardır. Tüm halkı kılıçtan geçirmişlerdir. Perslerin bu tavırları sonucu bölgede M.Ö.477' de 300 şehir toplanıp Attika-Delos deniz birliğini kurmuştur. Bozcaada da bu ittifaka katılmıştır. Amacı Pers saldırılarından korunmak ve onları durdurmaktı. Buna karşın Perslerle M.Ö. 386 da imzalanan Kral barışı ile ada Perslere bırakılmıştır. M.Ö. 334 yılında İskender' in doğu seferi başlamıştır. Bu sırada adada İskender' in eline geçmiştir. İskender ölünce ülkesi de onun generalleri arasında paylaşılmıştır. Bu paylaşım sonucunda ada General Lizimahos' a kalmıştır. Bundan sonra bölge yavaş yavaş Roma hakimiyetine girmeye başlamıştır. Bozcaada Roma zamanında çok parlak bir devir yaşamıştır. Bölgenin en önemli liman şehirlerinden biri olmuştur. Kavimler göçü ile adadaki istikrarda bozulmuştur. Bir süre bağımsız kalan ada daha sonra Doğu Roma yani Bizans idaresine girmiştir. Bizans döneminde adaya büyük bir ambar yapılmış ve Bizans' a gelen tüm buğday adada saklanmıştır. Ada bir ambar olarak kullanılmıştır. Bozcaada Bizans idaresinde M.S. 670 yılına kadar sakin bir dönem yaşamıştır. 670 yılından sonra bölgeye Emevi akınları başlamıştır. 672 yılında Emevi güçleri İzmir' i işgal etmişlerdir. Bundan sonra Emeviler İstanbul' u kuşatmıştır. Bu kuşatma sırasında adada saldırıya maruz kalmıştır. Kuşatma 678 yılına kadar sürmüştür. Daha sonra Muaviye Bizans' la anlaşma yapmıştır. Ancak İstanbul 717 yılında Emeviler tarafından yeniden kuşatılmıştır. Bu kuşatmada 718 yılında sona ermiştir. Bundan sonra haçlı seferleri başlamıştır. 1203 yılındaki haçlı seferinde Latinler İstanbul' u ele geçirmişlerdir. Bu saldırı sonucu 24 Haziran 1203 yılında Bozcaada da Latinlerin hakimiyetine girmiştir. Ada da Latinler hakimiyeti Venedikler ile ortak yürütmüştür. Bizans adayı 1214' te resmen Latinlere bırakmıştır. 1258 Bizans-Cenova ittifakı sonucunda ada bu kez de Cenovalıların hakimiyetine girmiştir. Bundan sonra Cenova ada da bir koloni kurmuştur. Bundan sonra uzun bir süre ada da hakimiyet için Bizans-Venedik-Cenova arasında mücadele meydana gelmiştir. Her üç devlette zaman zaman adaya hakim olmuştur. 14 Ağustos 1382 de adada Venedikliler tarafından kuşatıldı. Bozcaada halkı 18 Nisan 1383 yılında teslim olmuştur. Halkın bir kısmı bölgeden sürülmüştür. Bu dönemde ada ile Türklerde ilgilenmeye başlamışlardı. Türklerin Bozcaada ile ilgilenmeye başlamaları ve adada Türk hakimiyeti Türklerin ada ile ilk temasları XIV. yüzyıl başlarında olmuştur. Meşhur denici Aydınoğlu Umur Bey İzmir'i Fethettikten sonra 1328 veya 1329 yılında sekiz gemi ile Bizans'a tabi olan Bozcaada'ya gelip burasını yağma etti. Bu olaydan XV. yüzyıla kadar Türklerin ada ile temasları olmamıştır. XIV. yüzyılın ikinci yarısında Boğazı her iki sahiline Osmanlı Türkleri yerleşince Tenedos (Bozcaada) ayrı bir önem kazandı. Ada Bizans elinde olmasına rağmen Venedik ve Ceneviz gibi denizci devletler kendi ticaretlerinin ehemmiyeti için Bozcaada'yı ellerine geçirmek hususunda rekabet halinde idiler. Venedik Devleti Bizans İmparatoru ile aralarında cereyan eden uzun müzakerelerden sonra, onun rızası ile Bozcaada'yı işgal etme müsaadesini aldı (1377) ; fakat bu, iki denizci devlet arasında savaşa sebep oldu; bu savaş her iki denizci devletin doğudaki ticaret menfaatini büyük ölçüde zarara uğrattı. Savaş 1381' de Savua (Savoy) dükalığının başkenti Turin (Torino) de yapılan anlaşma ile sona erdi; buna göre, adadaki kalenin surları yıktırıldığı gibi ada Venedik tarafından tahliye edildi; Venedikliler Bozcaada ahalisini Girit'teki Kandiye şehri dışında teşkil ettikleri bir mahalleye naklettiler.Bozcaada bundan sonra uzun sayılacak bir müddet boş ada olarak kaldı.Venediklilerin Osmanlıların denizde gittikçe kuvvetlenmeleri sebebinin, Bozcaada'nın onları kontrolden uzak bir şekle sokulmuş olmasından ileri geldiğini sürerek, Cenevizlileri ikna edip, adada tekrar üslenme teşebbüsleri başarısızlıkla sona erdi. 1403 yılında Timur'un yanına gitmekte olan meşhur İspanyol seyyahı Clavio adanın metruk olduğunu, adada harap bir kale olduğundan bahsetmektedir. 1435-1439 yılları arasında seyahat etmiş olan İspanyol Pero Tafur da adanın boş ve ihmal edilmiş olduğunu teyit etmektedir. Bozcaada ile Osmanlı Türklerinin yakından ilgilenmeleri Fatih Sultan Mehmet devrinde olmuştur. Onun devrinde daha faal olan Osmanlı donanması Akdeniz'e sefere çıkarken adaya uğrayarak adadan ikmal yapmakta idiler. Bu bakımdan ada fiilî bir durumda olmamakla beraber Osmanlı idaresi altına Fatih Sultan Mehmet devrinde girmiştir. Adanın Osmanlı idaresine geçişi hakkında çağdaş Osmanlı tarileri - Âşık Paşazade, Dursun Bey, Neşrî, Oruç b. Âdil - bilgi verememektedir.Dukas 1455 yıllarına ait olaylardan bahsederken Limni, İmroz ve diğer adaların Osmanlı hakimiyetinde olduğunu kaydetmektedir ki Bozcaada'nın da Osmanlı hakimiyetinde olduğu istihraç edilmektedir. Ancak, Venedik ile süren uzun savaş devresinde (1463-1479)Bozcaada ve civar adalar bir aralık Venedik müttefikleri tarafından boğazı ve Osmanlı donanmasını kontrol için kullanılmıştır; Limni adasında üslenmiş olan Venedik donanmasının Midilli'ye karşı bir harekâta geçeceğini öğrenen Osmanlı Devleti, Kaptan Mahmut Paşa emrinde bir donanma göndermişti;Mahmut Paşa Gelibolu'da bâzı Venedik gemilerinin Bozcaada da demirleyerek boğazlara kadar gözcü gemiler göndermek suretiyle keşif yaptıklarını, Osmanlı donanmasının harekâtını izlediklerini haber alınca (1464) derhal adaya doğru yöneldi; Müsait rüzgârla şafak sökerken adaya vardı ve içindeki mürettebatı ile iki Venedik gemisini olduğu gibi ele geçirdi, fakat diğer iki gemi kaçmaya muvaffak oldu. Bu adanın Boğaz emniyeti için arz ettiği önemden dolayı müstahkem bir hale getirilmesine karar verdi; 1479'da bir kale yapılması kararlaştırıldığı gibi burada oturmak isteyenlerin tekâlif-i divaniyeden muaf tutulmaları da münasip görüldü. Bozcaada Gelibolu sancağına bağlı olup daha sonra onunla birlikte Kaptan Paşa eyâleti içinde mülâhaza edilmiştir. XVI. Yüzyıl ortalarında burada bir garnizon ve küçük bir hrıstiyan cemaat mevcut idi. Meselâ 1565'te yapılan bir kalenin cenkçi ihtiyacı Kavala, Limni ve Bozcaada' dan temin edilmiştir. Kaledeki muhafız kadrolarının (gedikler) yaşlı,güçsüz ve işe yaramayan kimselere verilmemesine dikkat edilmekte idi. 1602 tarihli bir belgeden öğrenildiğine göre Bozcaada da bir kadı mevcut idi. XVI. yüzyılın sonlarında adanın nüfus durumu hakkında bilgi mevcuttur. III. Mehmet devrine ait bir tapu defterine göre Bozcaada padişah hasları arasında olup ada da beş küçük mahalle halinde 242 Hıristiyan hanesi oturmakta idi; müstahfız olarak 37 nefer olup ayrıca 18 Müslüman hanesi mevcuttur; müstahfızlarında aileleri ile birlikte olduğu muhakkaktır. Kanuni devrine ait bir diğer tapu-tahrir defterinde bu sayının daha düşük olduğu görülmektedir; buna göre adada 63 Hıristiyan, 18 Müslüman hanesi vardı.1646'da adadaki muhafızlar 73 neferden ibaretti.1676'da Kalede 40 topçu, 20 Cebeci vardı.Kale dizdarları bu neferlerden boşalan kadroları ehil kimseleri tayin ettirmek suretiyle tamamlarlardı. Girit savaşları dolayısıyla Venedik ile yapılan mücadele Osmanlı donanmasının başarısızlığı sebebiyle Çanakkale boğazı civarına sıçramıştı. Ada muhafızı Vezir Abaza Ahmet Paşa'nın asker hususunda tedbirsiz ve basiretsiz davranması bu müstahkem kalenin ve adanın muhasarasının daha dokuzuncu gününde 13 Temmuz 1656 (20 Ramazan 1066) da Venedik eline geçmesine sebep oldu. Fakat Venedikliler adayı bir yıl bile muhafaza edemediler. Köprülü Mehmet Paşa'nın sadarete getirilmesiyle birlikte Osmanlı Devleti Bozcaada'nın geri alınması için derhal harekete geçti. Kurt Paşa emrinde 5000 muharip 25 Ağustos 1657'de adanın Değirmendere arkasındaki Kemer-deresi mevkiinde karaya çıkarıldı.; Gözcü tepesi (Göztepe) üzerinde metrisler açıldıktan sonra, 28 Ağustosta adanın güneyinde Tekfur bahçesi mevkiinde kaleden üzerlerine gelen büyük bir müfrezeyi mâğlup edip 500 kişi kılıçtan geçirilip 200 kişide esir alınmıştı; Köprülü askeri teşvik sadedinde yardımdan hâlî kalmayarak iki top ve 500 askeri adadaki Osmanlı askerini takviye için gönderdi. Nihayet kaledeki Venedikliler muhasaranın altıncı gününde kale duvarlarını lâğım ile atıp, 36 veya 47 topu birkaç gün faaliyetten alıkoyacak şekilde çiviledikten sonra ada halkını erzak ve mallarını alarak 30 Ağustos 1657 gemiler binip adayı terk ettiler. Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Köprülü Mehmet Paşa Bobcaada'ya gelerek kalenin yıkılmış, harap edilmiş yerlerinin tamiri edilmesi için bizzat emir verdi ayrıca kasabada gerekli tamir ve imar yaptırdığı gibi ibadet yerlerini de tamir ettirdi; kendi parasıyla hayli imar ve hayır eserleri vücuda getirdi ki çağdaş kaynaklarda zikredilmemesine rağmen adı ile anılan câmii bu arada yaptırmıştır. Bozcaada 5 Temmuz 1697'de Kaptan-ı Derya Mezemorta Hüseyin Paşa'nın Venedik amirali A.Molino idaresindeki Venedik donanmasına karşı kazanılan bir Türk deniz zaferine şahit olmuştur ki tarihte ismi Bozcaada deniz savaşı diye anılır. . Bu mücadele de Kaptan-ı Derya Hüseyin paşa donanmasını Venedik ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu mücadelelerden sonra adada 1911-1912 yılına kadar önemli bir mücadele meydana gelmemiştir. Gelen yabancı elçiler Bozcaada'ya kendi gemileriyle gelirler, burada Osmanlı çekdirileri ile İstanbul'a götürülürlerdi. XVIII. yüzyıl başlarında Mora seferi ile başlayan Osmanlı - Venedik harbinde Bozcaada ve limni önlerinde 1717 Haziranının 12,13 ve 16 ncı günlerinde yapılan deniz savaşlarında Venedik donanması başarısızlığa uğratılmıştır. XIX. Yüzyılda Boğazlar meselesinin milletlerarası siyasette gittikçe önem kazanması sebebiyle Bozcaada önemli olaylara sahne oldu. 1807 yılında Osmanlı Devleti nezdinde bâzı diplomatik baskılar yapmak üzere adada bir İngiliz donanması bekliyordu. O sırada İngilizlerle müttefiken hareket eden Rus donanması Akdeniz'e gelerek Bozcaada önüne demirlemiş ve boğazı abluka etmişti; Rus donanmasına hücum ederek boğazı açma görevi Kaptan-ı Derya Seyit Ali Paşa'ya verildi. Seyit Ali Paşa 19 Haziran 1807'de Çanakkale'den çıkarak Rus donanmasına hücum etti; cereyan eden kanlı deniz savaşında her iki taraftan özellikle Rusları zayiatı fazla olmuş fakat galip ve mâğlup belli olmamıştı.Daha sonra adalarda Yunan korsanlarının faaliyeti artmış ve hattâ Bozcaada havalisinde dahi bu faaliyet tesirini göstermişti.Bu gibi sebeplerle Bozcaada II.Mahmut devrinde tahkim edilmiştir. Hattâ ayrı olarak Bozcaada muhafızlığı tesis edilmiş ve buraya paşa unvanına sahip kumandanlar tâyin edilmiştir; buna dair bir tayin XVIII. yüzyılda yapılmış olup tâyin edilen "Bozcaada Sahilleri Muhafızı" unvanını taşımakta idi. Bozcaada muhafızlığı XIX. yüzyılda önemli bir askeri mevki idi. 1911 Trablusgarb savaşı ile adada yeniden mücadele başlamıştır. İtalya isteklerini kabul ettirmek için Bozcaada'yı işgal etmiştir. Osmanlı İtalya ile barışı sağladıktan hemen sonra bu kez de Balkan savaşları meydana gelmiştir. Bundan sonra İtalyanlar adayı Yunanlılara bıraktı ve ada bundan sonra 12 yıl Yunan hakimiyetinde kalacaktır. Bozcaada' yı 1. Dünya savaşında müttefikler boğazları tutmak için üst olarak kullanmışlardır. Milli Mücadele döneminde Yunan işgalinde kalan ada 24 Temmuz 1923' de Lozan anlaşması ile Türkiye Cumhuriyetine geçmiştir. Bozcaada Birinci Dünya Savaşını takip eden yıllarda memleketin diğer yerleri gibi tehlikeli ve endişeli günler yaşamış ve nihayet 20 Eylül 1923'te kurtulmuştur. Bu gün, adanın kurtuluş günü olarak kutlanmakta olup hâtırasına adada mütevazı bir anıt da dikilmiştir.
Türkiye'de güneşin en son battığı yer.
GÖKÇEADA
Gökçeada denince aklınıza sadece deniz, güneş kumsallar ve gece yaşamı olan bir yer gelmesin, aynı zamanda dünyanın en bol oksijenli bölgesi, farklı kültür ve dinlerin buluştuğu, mitolojide ve destanlarda oldukça işlenen, dünyanın en eski medeniyetlerinin barındığı bir yerdir. Kısa bir gemi yolculuğundan sonra Kuzulimanı'na ulaştığınızda karşınıza çorak topraklar çıktığında (Gökçeada'nın eski adı İmroz'dur ve ''çorak topraklarda bereket tanrısı'' anlamına gelmektedir.) genelde Ada'ya ilk gelenler hayal kırıklığına uğrar ama unutmayın ki bir ada uzun süre ayakta kalabilmesi için asıl yerleşimi, güzellikleri ve gizemi içerlerde saklamıştır. Pansiyonlar: Pansiyonculuk daha çok Gökçeada Merkez, Yeni Bademli ve Uğurlu Köyü'nde yaygındır. Şahinkaya, Eşelek ve Şirinköy'de de yeni yeni başlamaktadır. Motel ve Oteller: Genelde Merkez ve Kaleköy'de yoğunlaşmıştır. Şimdilik yıldızlı otel bulunmamakta ama özel belgeli oteller bulunmaktadır.
En çok bulunabilecek şey doğal katkısız Ada zeytinyağıdır. Ada kekiği ve adaçayı da alabilirsiniz. Ev yapımı Ada şarabı, yine zeytinyağlı sabun, salça, pekmez, köy peyniri, şifalı bitkiler, kekik ve çam balı, mevsim meyveleri ( yaygın olarak, dut, incir, ayva, kayısı, üzüm, kavun, karpuz) ve Ege balıklarının en iyilerini alabilirsiniz.
Ne zaman ve nerede denize girebilirsiniz? Gökçeada'nın Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ayları deniz turizmi açısından en elverişli aylarıdır. Deniz ve hava sıcaklıkları buna uygundur. Bir hatırlatma da yapalım, rüzgar hangi yönde esiyorsa ters istikamette deniz dalgasız, akıntısız bir durumda olur. Rüzgar istikametli yerler ise yelken, sörf gibi sporlara meraklılar için idealdir. Gökçeada'da kumsal seçenekleri de bulunmaktadır: İnce kumlu, küçük taşlı, taşlı, kayalık, orman dibi, sadece denizden ulaşılabilen vb.
TOPLUM VE NÜFUS Gökçeada, ilçe merkezi ve 9 köyden oluşmaktadır. Bu köyler: Kaleköy, Tepeköy, Uğurlu, Eski Bademli, Yeni Bademli, Eşelek, Zeytinliköy, Şirinköy ve Dereköy'dür. Son sayımlara göre merkez nüfusu 7,100, köyler nüfusu 1,500 olmak üzere toplam 8,600 kişidir. Kaleköy, Tepeköy, Eski Bademli, Zeytinliköy ve Dereköy Rum köyleridir. Buralarda Türklerde yaşamakta ve bir arada kardeşçe yaşamaktadırlar. Farklı kültür ve dine mensup Türk ve Rum asıllı Türk vatandaşları kardeşlik içinde yaşamakta ve iki tarafta kültürlerini geliştirmektedir.
SOSYAL HAYAT Gökçeada Anadolu'nun bir çok vilayetinden gelme insanımız yanında, Rum vatandaşlarımız kardeşçe yaşamaktadır. Rum vatandaşlarımız tüm ibadetlerini rahatlıkla yapabilmekte, örf, adet ve geleneklerini yaşatmaktadırlar. Öyle ki Anadolu'da kilise ve manastır sayısı en fazla olan yerdir. Bunlar rahat bir şekilde tamir ve onarım görebilmekte ve amacı dışında kullanılmamaktadır. Gökçeada'da bu iki farklı toplum, aralarında kız ve oğlan alıp vermektedirler. Bayramlarını, sevinçlerini ve kaderlerini birlikte yaşamaktadırlar. İki toplumun dini ve milli bayramları birleşince senenin büyük kısmı kutlamalarla, festivallerle ve panayırlarla geçer.
SAĞLIK Ada'da 25 yataklı bir Devlet Hastanesi (Üroloji, Genel Cerrahi, Dahiliye, Diş, Laboratuar, Röntgen, Anestezi, Ameliyathane ve Acil Poliklinik) ve merkezde bir Sağlık Ocağı bulunmaktadır. Sahil Sağlık Denetleme Merkezi Baştabipliği de faaliyetlerini sürdürmektedir. Hastanenin kendine ait bir ambulansı bulunmaktadır.
EĞİTİM Şehir merkezinde 2 ve Yeni Bademlide de 1 tane olmak üzere 3 İlköğretim Okulu bulunmaktadır. Gökçeada Çok Programlı Lisesi, Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi olmak üzere üç lisede orta öğretimi karşılamaktadır. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi'ne bağlı Gökçeada Meslek Yüksek Okulu da Bilgisayar Programcılığı, İşletme ve Turizm bölümleri ile eğitim vermektedir. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi'nin Bir Uygulama ve Araştırma bölümü de bulunmaktadır. Gökçeada Halk Eğitim Müdürlüğü ve Halk Kütüphanesi de faaliyet göstermektedir. Halk Eğitim Müdürlüğü'nde bilgisayar, dikiş-nakış, kuaförlük ve İngilizce kursları verilmektedir.
EKONOMİ Gökçeada ekonomisi, tarım, hayvancılık, balıkçılık ve turizme dayanmaktadır. Tarım olarak, zeytincilik, bağcılık ve sebzecilik öne çıkmaktadır. Yoğunlukla, kırmızı biber (közlemelik ve salçalık), bostan, ayçiçeği, fasulye, domates, bamya, çilek ve üzüm yetiştirilmektedir. Meyve ağacı olarak, zeytin, elma, kiraz, badem, ceviz, armut, yaban ahlatı, dut, kara dut, şeftali, bardak eriği, vişne, kayısı ve ayva bulunmaktadır. Ada'da Zeytinyağı fabrikası (devletin ve özel sektörün), şarap imalathanesi bulunmaktadır. Hayvancılık, genelde küçük baş hayvancılığa dayanmaktadır. Ada'nın kendine has İmroz koyunu bulunmakta ve yabani olarak yaşamaktadır. Karadenizli vatandaşlarımızda büyük baş hayvancılık yapmakta ve Ada'nın süt ihtiyacını karşılamaktadırlar. Ada'da sütü işlemek için kamu ve özel sektörün mandıraları bulunmaktadır. Deve kuşu yetiştiriciliği de yapılmaktadır. Arıcılıkta; kekik, çam ve çiçek balı elde edilmektedir. Ada'da 156 adet kayıtlı pansiyon bulunmakta, yaz aylarında bu rakam 200'ü geçmektedir. Genelde yaz aylarında sayısız otel ve restaurant faaliyete girmektedir. Kış aylarında av sezonunun açılmasıyla, Ada'da bir hareketlilik olmaktadır. Konumu itibari ile zengin deniz ürünlerine sahip Ada'da her an taze balık bulunabilmekte ve bunlar önemli bir ekonomik değere sahiptir. İçeride tüketilemeyen balıklar ilçe dışında satılmaktadır.
ORMANLAR
KUMSALLAR Ada'mızı çepeçevre (95km.) saran sahil şeridi, irili ufaklı kumsallara sahiptir.
HAYVANCILIK Ada Türkiye'nin tek yabani koyun potansiyeli olan bölgesidir. Küçük baş hayvanlar serbestçe meralarda otlamakta, zengin su kaynaklarından faydalanmakta, bol bol taze yaban kekiği tüketmekte ve ormanların içinde uyuyabilmektedir.
ARICILIK
AVCILIK Gökçeada'da çeşitli av hayvanları barınır. Bunların en önemlileri, keklik, ada tavşanı, sığırcık, yaban güvercini, yaban ördeği, bıldırcın ve yaban kazıdır. Bunların yanında sincap, kaplumbağa, karabatakta çok görülür. Avcılık düzenli olarak yaptırılmaktadır. Av sezonu dışında avlanmaya izin verilmemektedir. Yasaklar tam uygulandığı için av hayvanlarının düzenli şekilde üremeleri mümkün olmaktadır. Av sezonlarını ve avlanma koşullarını ana sayfamızda devamlı güncellemekteyiz.
BALIKÇILIK Ada konum itibari ile çeşitli balıkların barınağı ve geçiş bölgesidir. Özellikle levrek, eşkina (kaya levreği), sinarit, karagöz, lüfer, orfoz, orkinos, izmarit, istavrit, mercan, kolyoz, uskumru, sarpa, çipura, barbun, sargoz, tombik, kefal, ve sardalye çokça çıkmaktadır.
SÜNGERCİLİK Ege'nin süngercilikte gözbebeği Gökçeada'da bir zamanlar 200 tekne birlikte sünger avına çıkardı. Bir hastalıktan ötürü uzun yıllar Ege Denizi'nde süngercilik yapılamamıştır. Gökçeada'da 25 çeşit sünger yaşamakta ve çevre adalara doğru yayılmaya başlamaktadır. Yakın gelecekte de eskisi gibi Gökçeada süngerciliğin tekrar başkenti olacak ve Ege Denizi'ne hayat verecektir.
BAĞCILIK Ada'da çavuş ve kara üzüm oldukça yaygın olarak yetişir. Bu üzümler şarapçılık ve pekmezcilik açısından üstün değere sahiptirler. Normal tüketimde de kalitesi iyidir, özellikle kansızlık ve karaciğer hastalarına iyi gelmektedir. Ada'da ev yapımı şaraplar bulunmaktadır.
ZEYTİNCİLİK Ada'da yüzyıllar boyu zeytincilik gelenekselleşmiştir. Yaklaşık 200 bin zeytin ağacı mevcuttur. Son zamanlarda Gemlik tipi sofralık zeytin üretimi de yapılmaya başlanmıştır. Ada'da 600 yıllık zeytin ağaçları bile bulunmaktadır. MADENLERİ
İLETİŞİM Türkcell Ada'nın birçok yerinde, Telsim ve Avea ise Merkez ve Kaleköy'de hizmet vermektedir. Diğer GSM operatörlerinin baz istasyonları yoktur. Ada'nın her yerinde telefon vardır. Ada'da üç adet Internet Cafe bulunmaktadır.
BANKALAR Gökçeada'da T.C. Ziraat Bankası ve T.C. İş Bankası bulunmaktadır. Her iki bankanın da ATM makineleri mevcuttur. Bu bankaların post (kredi kartı) makineleri otellerde ve alış-veriş merkezlerinin çoğunda kullanılmaktadır.
EĞLENCE Ada'da yaşam güneş ve denizden ibaret değildir. Geceleri de en az gündüz kadar hareketli ve eğlencelidir. Konaklama ve eğlence yerlerinin birbirinden farklı yerlerde olmasından dolayı, eğlence mekanlarını, gelen turistlere gürültü kirliliği yaşatmaz. Ada'da bar, disko, kafe, balık restaurant ve taverna yeterince bulunmamaktadır. Şu an Gökçeada Ege ve güney sahillerine oranla sessiz ve mütevazıdır. Her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Gökçeada'da yazın film festivali düzenlenmektedir. Genellikle yaz aylarında, konserler, basketbol, voleybol, plaj voleybolu, tavla turnuvaları, uçurtma şenlikleri, 1 Temmuz Kabotaj Bayramı'nda su sporları müsabakaları, toplu sünnet şenlikleri, tiyatro gösterileri, güzel sanatlar sergileri olmaktadır. Yaz aylarında su kayağı ve sörf için malzeme kiralayabilir ve unutulmaz anlar yaşayabilirsiniz.
![]() KENTİN KURULUŞU Kolonistlerce kurulan bu koloni şehirlerinin kuruluşlarına baktığımızda sistemli bir hareket gözlüyoruz. Şehir kuruluşlarında göçmen kafilelerin başında bunlara önderlik eden ve genellikle aristokratlar arasından seçilen bir önder bulunur ve kentin kurulmasıyla görevlendirilmiş bu kişiye ”oikist” adı verilir. Bu kişiler kentin kurulup, halkın teşkilatlanmasında büyük önem taşıyorlar. Kolonistlerce buna önemli derecede önem veriliyor. Assos’un tarihi yaklaşık olarak M.Ö.2000’li yıllara kadar dayanmaktadır. M.Ö.7.yy.da Lesbos (Midilli)’dan gelen kolonistlerce (Aioller ve Bithymyalılar) kurulan Assos; yıllar boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmış ve bunları içinde barındırarak günümüze kadar getirmiştir. Kentin kurulum şeması dönemin kolonistlerince geliştirilen yöntemlerle şekillenmiştir. Assos’un temellerini atan kolonistlerin yerleşim yeri olarak burayı seçmelerindeki en önemli nedenlerden biri kentin hem denize hem karaya egemen olmasıdır. Assos kenti topoğrafik kurulum yeri açısından tam bir kıyı şehridir. Deniz ticaretine önem veren bu koloni şehirleri öncelikle ticari yollar üzerine ve savunulması kolay kıyılara kurulmuşlardır. Kuruluş yerinin topoğrafik yapısına göre kıyıdaki bir tepenin üzerine kurulu olan Assos; denizden gelecek saldırılara karşı kıyısının sarp olması ve karadan gelecek olanlara ise önceden önlem alabilecekleri bir görüş alanına sahip olmalarıyla birlikte, kuzeyindeki Tuzla Çayı ile korunaklı ve güvenli bir Akropol izlenimi yaratmaktadır. Assoslular M.Ö.6.yy.da kentlerini geliştirirken iki şeyi öncelikle ele almışlar. İlk olarak kent surlarını inşa etmişler, sonrada surların tepesinden kentin koruyucusu olan Tanrıça Athena’ya bir tapınak yapmışlar . Ve şehir bu tapınak çevresinde gelişme göstermiş. Kentin gelişiminde ünlü filozof Aristo’yu da unutmamak gerekir. KENTİN PLANI Assos merkez olarak önemli bir yerde bulunuyor. Haritaya baktığımızda kentin güneyinde Ege Denizi ve Lesbos Adası, kuzeyinde Troya şehri, batısında Lekton (Babakale) şehri, doğusunda İda (Kaz Dağı) ve güney doğusunda Pergamon şehri ile çevrilidir. Bu önemli merkezler arasında bulunmak Assos’u ve halkını hem kültürel hem de ekonomik açıdan etkilemiştir. Bunu buradaki Athena Tapınağı’nın mimari planından ve Aristo’nun buraya açtığı felsefe okulundan görebilmekteyiz. Assos’un planına baktığımızda deniz ticaretine daha çok önem verildiğini anlıyoruz. Kentin önemli kültür ve ticaret binaları denize bakan güney yamacına kurulmuş. Bu binaların hemen bitiminde sahilde liman yer alıyor. Kent döneme damgasını vurmuş gösterişli bir sur ile çevrili. Şehrin güney kapısının iki yanında nekropol bulunuyor. Halk ise daha çok şehrin kuzeyine yerleşmiş. KENTİN MİMARİ YAPILARI Mimari açısından günümüze önemli yapılar bırakan bu kentte çağın bütün binalarını görmemiz mümkün. Kenti tepesinde bulunan Athena Tapınağı zemini ve birkaç sütunu ile günümüze gelmiş. Agora; Akropol’ün güney yamacında olup; çevresinde dönemin resmi yapıları yer almaktaydı. Agora’nın M.Ö. II.yy. dan kalma kalıntıları görülebilir. Bu yapı daha sonra kiliseye dönüştürüldüğünden, özgün planı hakkında bir bilgi yok. Bouleuteiron (Meclis); agoranın doğusundadır. Kürsü, heykeller ve küçük anıtsal yapılardan oluşuyordu. Gymnasium; M.Ö. II. yy.da yapılmıştır. Agora ile batı kapısı arasında yer almaktadır. Dört yanı Dorik üsluptaki sütunlarla çevrili, taş döşeli bir avlu biçimindedir. 32x40 m ölçülerindedir. Tiyatro; M.Ö. II. Yy.da Agora’nın yakınına kurulmuştur. Geleneksel Grek tiyatro planına uygun olarak, at nalı biçimindedir. Roma döneminde yenilenmiştir. Son yüzyıla dek tümüyle korunan yapı, günümüzde çok hasarlıdır. Restorasyon çalışmaları devam etmektedir. Stoa (revak); bu galeriler den biri Agora’nın kuzeyinde, öbürüde güneyindedir. Kuzeydekinin M.Ö. III. yy.ın sonunda ya da II. yy.ın başında yapıldığı düşünülmektedir. İki katlı, Dorik üsluptadır. Aynı dönemden olan güney stoa, üç katlıydı. Orta katta 13 dükkân bulunuyordu. Alt katta ise sarnıç ve 13 hamam yer almaktaydı. Nekropol; Helenistik ve Roma dönemlerindendir. Nekropol’ün batı ve doğu kapılarını bağlayan yol boyunca, mezar ve anıtlar sıralanmıştır. Assos’ta ayrıca Osmanlı dönemimde (XIV. yy.) yapılmış Hüdavendigar Camii ve Tuzla Çayı üzerinde bulunan Behramkale Köprüsü bulunmaktadır. KENTTE HÜKÜM SÜREN DEVLETLER Ünlü tarihçi Homeros burada Leleglerin yaşadığını söylüyor. Strabon ise en eski adının Pegasos olduğunu söylüyor fakat Pegasos ile Assos kentleri aynı kentler değildir. M.Ö. 7.yy.da Aioller ve Bithymyalı göçmenler tarafından kurulan Assos, M.Ö. 560’larda Lydyalıların kontrolüne geçmiş. M.Ö.545 yıllarında Persler egemen olmuş. M.Ö. 387’de Antiasians Barışından sonra Banker Eubolos, kendini Assos’un hakimi ilan ediyor. Hizmetlisi Hermaios Eubolos’u öldürüp, yönetimi ele geçiriyor. Hermaios, Platon ve Aristo’nun öğrencisi. M.Ö.348–347 Aristoteles’i Assos’a davet ediyor ve Aristoteles burada üç yıl ders veriyor. M.Ö. 345’te Rodoslu Memnon, Hermaios’u bir dostluk şölenine davet ediyor ve Hermaios burada esir edilip Pers başkentine gönderilip çarmıha gerilir. Bu arada Memnon, Hermaios’un mührünü çalıp bu mühür ile çevreye mektup yazar ve egemenliğin Pers’lerin eline geçtiğini bildirir. M.Ö. 334’te Granikos savaşından sonra B. İskender’in (Makedonya’nın) egemenliğine girip, M.Ö. 133’lerde ise Bergama Krallığı’nın egemenliği altında. Bergama Krallığı Assos’u Roma’ya bırakıyor. İmparator Germanikos burada kültünü ilan eder. 1200’lü yıllarda ise Assos Osmanoğulları egemenliğine girmiştir. GÜNÜMÜZDE ASSOS ANTİK KENTİ ![]() Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinin Behramkale köyünde bulunan Assos, Asya’nın batıda ki son noktası olarak bilinen Babakale’ye (Lekton) 20 km. uzaklıktadır. Troya’dan sonra bölgede ki en büyük antik kenttir. Prof. Dr. Ümit Serdaroğlu ve ekibinin uzun çalışmaları ve bölgede ki yapıların orijinal mimarileri bozulmadan oluşturulan tesisler sayesinde Assos şirin bir ören ve tatil yeri olmuş. Tarihin 21.yy.daki yansıması olan Assos 238 m yükseklikte yer alan bir tepeden Ege’yi seyrediyor. Assos’un bu keyifli seyirdeki gözleri tepedeki Athena ise denizin yosun kokusunu sahildeki limanla soluyor. Assos’a gittiğinizde ilk önce en tepeye çıkıp Athena Tapınağını görün. Eşsiz manzarası ve güzelliğiyle burası sizi büyüleyecektir. Daha sonra aşağıya inip köyün içinde dolaşırken buradaki Medusa başları ve Athena Tapınağı figürlerinden birer tane alırken burada ki kadınların sattığı yüzlerce yıldır üretilen zeytinyağları ve kekiklerden de almayı unutmayın. Temiz havası, denizi, tarihi, huzurlu, sessiz ortamı ve deniz ürünlerinin yanı sıra; Assos, bünyesindeki tesisleriyle de konuklarına kültür ve dinlence dolu bir tatil imkânı sunuyor. Truva Şehri Nasıl Bulundu.?
5.Gelibolu Şehitleri Milli Parkı
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||










Gökçeada'dan neler satın alabilirsiniz?
20,000 hektar kullanım alanı olan Gökçeada'da, 8,000 hektar ormanlık alan bulunmakta, bu alanın çoğunluğunu dev çam ormanları oluşturmaktadır. Bununla kalınmamakta ve ağaçlandırma çalışmaları da hızla devam etmektedir. Ada zeytin ağaçları bakımından da zengindir. Ada'da 600 yaşında çınar ve zeytin ağaçları da bulunmaktadır. Zeytin ağaçlarının cinsi, Ada'ya özgün olup, az asitli ve yağlık zeytindir.
Şu an pek çoğu bakir bir durumda olan kumsallar, dünyanın en temiz sahilleri olarak bilinmektedir. Aydıncık, Gizli Liman, Yuvalı, Uğurlu, Pirgos, Lazkoyu, Kuzulimanı, Sualtı Milli Parkı'nın da içinde bulunduğu Yıldızkoy, Mavikoy, Yelkenkaya en önemli plajlarıdır. Güney sahilleri ipek gibi kum, kuzey sahilleri çakıllıdır. 30 km. uzunluğundaki Ada'nın 27 km.lik bölümünde denize girilebilir.
Annesinin sütünü doğal yaşamda tamamen ve gelişene kadar emdiği içinde Ada kuzuları gerçek süt kuzusudur. Özgür olarak gezdikleri içinde eti yağsızdır. Büyükbaş hayvancılık da yapılan Ada'da sütlerin değerlendirilmesi amacıyla mandıra bulunmaktadır. Doğal yollarla beslenen bu hayvanların peynir, kaşar ve tereyağı çok leziz ve katkısızdır.
Ada'da bolca kekik ve buna benzer bitkiler yetiştiği için kekik balı üretimi revaçtadır. Gökçeada'da yaklaşık 2.000 arı kovanı bulunmaktadır. Dev çam ormanlarında da başka katkısı olmayan çam balları da üretilmektedir. Mart, Nisan, Mayıs, Eylül ve Ekim aylarında dağlardaki çiçeklerden kaliteli çiçek balı da elde edilir. Ayrıca kaliteli polen üretimi de yapılır. Ada'da üretilen kekik balı pek çok derde devadır. En iyi kekik balı üreticileri, Gökçeada merkezde, Tahir İnan, Ferit Yazıcı, Reşat Zazoğlu, Uğurluköy'de, Mustafa Çam (resimde görülen Mustafa ÇAM'a ulaşmak için 0 286 897 61 58'i arayabilirsiniz.), Şirinköy'de Hayri Ağa'dan temin edilebilir. Arılar gezdirilmediği için ballar birbirine karışmaz. Çam ormanında sadece çam, kekiklik bölgelerde kekik, ve bahar aylarında çiçekli bölgelerde çiçek balı üretilir.
Sualtı dünyasının sadece temiz denizlerde yaşayan canlıları, ıstakoz, ahtapot, kalamar, dilbalığı, karides, midye çeşitleri bolca bulunmaktadır. Sadece Ege Denizi'nde yaşayan orfoz ve orkinoslarında üreme bölgesidir ve bu canlılar koruma altındadır. Profesyonel balıkçılığın yanında amatör balıkçılıkta yaygındır. Özellikle sualtı zıpkın avcılığı, ve karadan olta balıkçılığı da gelişmiştir.
Ada zeytinleri genelde yağlıktır. Ada'da günlük 40 ton sıkma kapasitesi olan son sistem kontini zeytin yağ fabrikası ve sulu baskı fabrikaları bulunmaktadır. Zeytinler günü gününe sıkıldığı için asit yok denecek kadar az ve nefaseti yüksek yağlar elde edilmektedir. Prinası yakacak olarak değerlenmektedir. Ayrıca saf zeytinyağından yapılan sabunların da kalitesi yüksektir. Bölge zeytincilik için devlet tarafından da desteklenmekte ve teşvik kredileri verilmektedir.








Adatepe Köyü’nün tarihi antik dönemlere kadar uzanmaktadır. Köyün denize bakan tarafında "ZEUS ALTARI" bulunmaktadır. Yine köyün batı tarafında Roma dönemine tarihlendiği tahmin edilen buluntular yer almaktadır. Kurulduğundan bu yana sürekli yaşam olduğundan ve yeni yapılan yapılarda bir önceki yapı elemanları kullanıldığından bugün köydeki en eski yapı 250 yıllıktır.
Binlerce yıllık zaman dilimine yayılmış olan bir yerleşime sahip olan köy, Cumhuriyet öncesinde zeytin ve hayvancılıkla uğraşan Rum ve Türk ailelerin yaşadığı bir köy olarak bilinmektedir. "Mübadele" ile birlikte Rumlar köyden ayrılmış sadece Türk nüfus kalmıştır.
Adatepe köyü, mimari olarak taş yapı geleneğine sahiptir. Köyün konumlandığı bölge kayalık bir arazidir ve bütün evlerin taşları çevredeki küçük taş ocaklarından edinilmekte ve çevre köylerde geleneksel taş işçiliğini devam ettiren ustalar tarafından işlenmektedir. 1989 yılında sit alanı ilan edilen köy, bölgedeki tek korunan köy olma özelliğni de taşımaktadır.
1980’li yıllar ile birlikte köy, kent yaşamının olumsuzluklarından kaçan bir grup tarafından keşfedilir. Bu grup köyde harabe sayılabilecek yapıları alır ve geleneksel mimariye tamamen sadık kalarak binaları yaşanılan mekanlara dönüştürür. Bugün köyün yerlileri ile dışarıdan gelenler türkiye’nin hiçbir benzeri yerleşim yerinde olmadığı kadar uyum içinde birlikte yaşamaktadırlar.
Adatepe köyü, servi, badem, çam ve zeytin ağaçları ile çevrelenmiştir. Çevre bilincinin yoğun olduğu yerlerden biri olan köy, oksijen yoğunluğunun dünyada en fazla olduğu yerlerden biri olan Kaz Dağları’na yaslanmaktadır. Dört mevsimi ayrı güzellikte olan köyde, zeytincilik ve hayvancılık yapılmaktadır. Bölgenin zeytinlerinden yapılan zeytinyağı ise lezzet olarak yüksek kalitededir. 

